tanıdığım birisinin hikayesi
çok açık olmam lazım ama açısına karar veremiyorum. size birisinden söz etmem lazım.
insan kendini kandırmayı ne zaman bırakır? veya bırakmalı mıdır? insan olmak, kendini kandırmak mıdır?
birilerine güvenmek, varoluştan bir lanetimiz midir; yoksa düştükten sonra mı unut etmişizdir?
birileri ile insan bir midir? öyleyse niye kabul etmek istemez? değil midir? bence öyledir — en azından bu gece.
birileri ve insanı toplasak sonuç bir midir? çarpsak kesinlikle birdir, ondan eminim.
çünkü ben birileriyim.
bunu kabul etmek kolay değil. insan kendini tekil sanarak yaşıyor; sanki bütün kararları kendisininmiş, bütün düşünceleri kendi içinden doğmuş gibi. oysa içimde konuşan seslerin kaç tanesi bana ait, bilmiyorum.
annemin korkuları var bende, babamın susmaları, çocukken duyduğum cümlelerin gölgesi, bir yerde okuduğum ama unuttuğumu sandığım fikirler, hiç tanımadığım insanların ahlakı.
ben dediğim şey, kalabalığın kısa süreli bir düzeni olabilir mi?
insan kendini ne zaman kandırmayı bırakır, diye sormuştum. belki de soru yanlıştır. belki insan kendini kandırmayı bırakmaz; yalnızca kandıranın kim olduğunu fark eder. peki hangisi benim?
birilerine güvenmek de belki başkasına açılmak değildir yalnızca. belki insan, dünyanın tamamen kendi zihninden ibaret olmadığını kabul etmek zorunda kaldığı için güvenir. çünkü güvenen insan, eksikliğini itiraf eder.
ama insan eksik değilse, insan mıdır?
tamamlanmış bir şeyin düşünmeye ihtiyacı olur muydu? kendinden emin olanın sormaya, sarsılmaya, beklemeye, yanılmaya ihtiyacı kalır mıydı? belki de insan, tam olmadığı için insandır. ve belki de birileri dediğimiz şey, bu eksikliğin çoğul adıdır.
birileri ile insan bir midir?
bu gece bana öyle geliyor. çünkü insanı insandan ayırdığım anda kendime fazla temiz bir yer açmış oluyorum. sanki ben kalabalığın dışında, onun kusurlarından arınmış bir tanıkmışım gibi. oysa ben de herkes kadar aceleciyim, herkes kadar korkak, herkes kadar haklı çıkmak isteyen, herkes kadar kendini bağışlamaya hazır.
birilerini yargılarken kendimi dışarıda bırakmak, kendini kandırmanın en zarif biçimi olabilir.
bu yüzden toplasak bir eder mi, bilmiyorum. belki toplam hiçbir zaman bir etmez; çünkü insan parçalarını yan yana koyunca bütün olmaz. ama çarptığımızda bir ederiz. çünkü birbirimize temas ettiğimiz her yerde aynı soruya döneriz:
ben kimim, eğer başkalarının gözünden tamamen kurtulamıyorsam?
ve ben kimim, eğer o gözlere ihtiyaç duymadan kendimi kuramıyorsam?
belki de ben dediğim şey, yalnız kalınca ortaya çıkan hakikat değil; başkalarıyla temas edince bozulan yanılsamadır. insan kendini en çok yalnızken gerçek sanır. oysa yalnızlık, insanın kendisine anlattığı en ikna edici hikâye olabilir.
çok açık olmam lazım demiştim.
ama açıklık dediğim şey de bir tür savunma olabilir. insan bazen anlaşılmak için değil, yanlış anlaşılma ihtimalini yönetmek için açık olur. cümlelerini önceden dizer, kendi çelişkilerine isim verir, kendini eleştirerek başkasının eleştirisini elinden almaya çalışır.
ben şimdi bunu mu yapıyorum?
kendimi açıklıyor muyum, yoksa kendimden kaçmanın daha düşünceli bir yolunu mu buldum?
bilmiyorum.
bildiğim tek şey şu: insan kendini kandırmayı bıraktığında gerçeğe ulaşmaz belki. sadece artık kandırılmaya ihtiyacı olan tarafını daha net görür.
ve bu, daha ağır olabilir.